15 Ağustos 2009 Cumartesi

Rockband Turne Notları

    dedicated to Ozgur D. for his hosting :)

  • Amsterdam, Paris, Londra, Berlin ve Stockholm'deki ayak izleri

  • Artan hayran kitlesi

  • Yıldızlı pekiyi

  • Klip çekimi

  • "Sahneye bir bira", "İ-yi akshamlarr İstanbull", "Çook saağğğ oluun" , "You're absolutely fantastic" replikleri

  • Bolca "Woo-hoo" naraları

  • Ses teli yorgunluğu

  • Bel fıtığı

  • Hayali bagetlerle havada bateri çalma yeteneğinde artış

  • Gözler kapandığında boşlukta uçuşan kırmızı,sarı,mavi ve yeşil butonları seyrediş

  • Detone haaayveeey star ve raaaan tuuu dıııı hiillllssss

  • Kapıya dayanacak komşu riskiyle yüzleşme


Herşeye rağmen


Sonuç: 5 saatlik sınırsız eğlence


Günün mottosu : Allah Rockband'in ve X-box'ın yaratıcıların korusun, amin! :))

5 Ağustos 2009 Çarşamba

Seyrüsefer

Son 3 aydır seyrüseferdeyim. Gönül isterdi ki; o ülke senin, bu şehir benim içerikli bir yazı yazayım. Ama maalesef benimkisi ev-hastane ikilisinin İstanbuldaki konumu ve hergünde devr-i alem üzerine :)

İşte tam bu noktada, metrobüsle olan tanışıklığıma çok memnunum. Hatta öyle ki, metrobüs maceralarımı toplasam buradan köye yol olur sevgili blogcular :)

Evet metrobüs trafikten kurtarıyor ama 2 dakika arayla işlese bile, zibilyon kişi ile balık istifi seyahatten kurtarmıyor maalesef. Ama size metrobüste yer kapmanın ve oturulabilecek en konforlu yerin neresi olduğu hakkında ipucu verebilirim:D İşte 3 aydır yaptığım fizibilite çalışmalarımın sonucu aşağıdadır.

10 adımda metrobüsle konforlu yolculuk:

1. Mümkünse sabah 8'den geçe kalmayın

2. İmkanınız varsa ilk duraktan binin

3. En eski tip ve en modern olan versiyonlarına binmeyin

4. Otobüs önünde yığılma varsa, lise kantininde olduğunuzu zannedip de "ben araya bi karıştım mıydı dalar geçerim" gibi iddalı çıkışlar yapmayın, ezilirsiniz

5. Yığılma esnasında iki saniyelik bir gözlemle otobüs kapısının duracağı yeri belleyin ve usulca bekleyin

6. Nedense genellikle, ön kapılarda daha çok kişi oluyor, oradan uzak durun.

7. Orta kapıya ise hiç yanaşmayın, sağa mı dönsem sola mı dönsem derken, bir bakmışınız ki ayaktasınız

8. En arka kapının önüne denk getirin

9. Yine nedendir bilinmez, arka kapıdan binen çoğu insan arka 8'li koltuğa geçmek yere 2'li koltuklara hücum ediyor, o yüzden dümdüz karşıya yönelin, basamaklardan çıkın

10. veeee işte mutlu son... Basamaklardan çıktıktan sonra en sağda kalan koltuk sizi bekliyor.

Bakın bana hak vereceksiniz. Mutlu son diyorum çünkü; O koltuğun hemen yanında isterseniz elinizdeki çantalarınızı koyacağınız bir boşluk var. Sonracığıma basamaktan ve hemen önünde yer alan demir borudan dolayı, insanların nefes alınamayacak boyutta dibinize kadar girme şansı yok. Ayrıca kolunuzun destek alabileceği bir yer olduğu için uyumaya çok müsait. Son olarak tam tepenizden olmayan ama çok yakın bir noktada klima var ki, hem serin serin gideyim hem de çarpılıp hasta olmayayım diye düşünenler için yaz mevsiminde ideal :)

Bu detaylı anlatımımdan sonra, manyak olduğumu düşünüp, yazdıklarımı okumamaya karar verenlere saygı duyar; işe yararlılığını görüp teşekkürü borç bilene sevgilerimi sunar; aynı anda seyahat ettiğimizde yerimi kapanı ise döverim:P:P

Aaah ama asıl metrobüslerin bir de adsız kahramanları var ki, işte onlara sonsuz teşekkür etmek istiyorum. Onlar ki; siz ayakta kaldığınızda ve kendileri az sonra inecekken, yerini size vermeyi kafayı koyup nazikçe işaret eden ve tam kalktıkları sırada, o koltuğa göz koymuş 3-5 kişiyi elimine ederek "buyrun geçin böyle" diyerek sizi yönlendirenlerdir. İyi ki varsınız!! : ))

P.S: Yaşasın yazı yazmanın dayanılmaz hafifliği..

to be continued..

Aylar geçti bir satır olsun yazı yazamadım, özledim yazmayı, bloglar arasında gezmeyi, okumayı
Severek takip ettiğim yazarlardan da mesajlar gelmiş, neredeyim diye..

Ölmedim,yaşıyorum halen.
Uzman olmama az kaldı, tezimi bitirmeye çalışıyorum. Hastanede çalışmaya başladım bir de bu tez meşgalesi içerisinde. O yüzden henüz ölmemiş olsam da sürünmekteyim : )) Eh elim birşeyler yazmaya gidip de bu tez dışında birşey olunca, vicdanım yakamı bırakmadı, buraları bıraktım istemeyerek :(

15 Eylül'den sonra yine yeniden buradayım

Beni özleyin anacııım baaay :P

8 Nisan 2009 Çarşamba

Ne güzel komşumuzdun sen "Meliha Abla"


Biraz evvel 'Canım Ailem'i izledim yine. "Uğur Yücel'in tek kaşı gözüksün, nerede oynarsa oynasın izlerim" mantığından haraketle, bu diziyi izlemeye başlamıştım. Şimdi ise her karakterin ayrı ayrı hayranı oldum. Ama iş oyunculuğa gelince Halim'in ve kesinlikle Meliha'nın oyunculuğu 10 numero! Zaten Şebnem Bozok'un kendisini bir çok gazetede, dergide oyunculuk anlamında övdüler ve eminim övmeye devam edecekler.


Benim diyeceğim ise "Meliha'nın" kendisine. Sen ne güzel bir komşusun Meliha Abla ya... Ben de evimin penceresinden bakınca onu görmek, sabahları ev yapımı poğaçalarının, akşamları ise içli köftelerinin tadına bakmak istiyorum. Canım sıkıldığında kapısını tıklasam, merdivenlerden onun indiğini şıpıdık terliklerinden anlasam. Sonra kapı önünde kısa ama samimi konuşmalarımız olsa.


Dizinin bu bölümünde Adana'ya taşınma ihtimalleri söz konusu oldu. Valla ha(!) içim parçalandı. Sanki o evden gidince; dizide yüzünü görmeye devam etsek bile, komşumuz olmaya devam etmeyecekmiş gibi geldi :)


Dipnot: Karakterlere bu kadar bağlanmaya devam edersem, yıllar önce Yılmaz Erdoğan'a Mükremin Abi başlığıyla mektup gönderen zat-ı muhtereme benzeyeceğim. (Mektubu yerine ulaştırmış olan postacının da payını görmezden gelmemek lazım tabii.)

5 Nisan 2009 Pazar

Lüleburgaz'ın "L" si


Belli bir zaman önce, internette şu meşhur mail dolaştı. Garanti Leasing' de bir kutlama yapılacaktır. Pasta sipariş edilir ve üzerine de haliyle Garanti Leasing yazılması istenir. Siparişi veren kişi muhtemelen yanlış bir anlaşılma olmasını engellemek adına, "leasing" i alfabetik olarak kodlar, ki resme bakılacak olursa, ya yine dinleyen kişi doğru anlamamıştır ya da kodlayan kişi harf sırasını karıştırır ve ortaya "lesingn" gibi istesen bile böyle telaffuz edemeyeceğin bir kelime çıkar.


Benim en çok dikkatimi çeken şeyse ; alfabetik kodlamanın bir demirbaşı varsa, o da hiç tartışmasız Lüleburgaz olduğudur. L harfinin değişilmezidir o.

Halbuki, Kırklareli'ne bağlı kendi halinde bir ilçedir Lüleburgaz. Bu şehir nesiyle meşhurdur derseniz, ya yıllar yılı lüle taşının Eskişehir yerine bu bölgeden çıktığının zannedilmesiyle ün salmıştır ya da Çarkıfelek kültürü sayesinde L'siyle tanınmıştır bu şehir.

Bundan sonra alternatif L çözümleri bulunsun, Leylek'in; Lolipop'un, Lichtenstein'in "L" si olsun. Lüleburgaz biraz olsun soluk alsın.

Endoplazmik retikulum aşkı

Dile ne de güzel yakışır şu isim değil mi! Ben hücre olsam, en çok ona kıymet verirdim valla.
Böyle kıvrım kıvrım döner takılır hücrenin içinde. En ezeli rakibi ise mitokondridir kanımca.

O zaman kamuoyuna sorarım:


Gönüllerin sultanı kimdir?

vs.

Sobelendim, mimlendim Vol.2

Bu sefer ki mim konusu ise erkek olsam neler yapardım ve neler yapmazdım üzerine en az 5 madde sıralamak.

Ben erkek olsam mutlaka,

1. Uzun eşşek oynardım
2. Gywneth Paltrow veya Juliette Binoche' u dönüşümlü olarak wallpaperım yapardım.
3. Fenerbahçe'nin kombine kartını alır, her maçta deli gibi tezahürat ederdim.
4. "Göster amcanlara pipini" denildiğinde hiç itiraz etmezdim.
5. Kürek, eskrim, okçuluk gibi afili bir spor dalında isim yapardım.

Ben erkek olsam asla ve asla,

1. İçtikten sonra eski sevgilimi aramazdım.
2. Entel dantel işlerle uğraşmazdım.
3. Kendimin en az Cem Yılmaz kadar komik olduğunu idda etmezdim.
4. Arkadaş gazına gelip, içtikten sonra bir zamanlar Bodrumdaki BBC'den denize atlamaya çalışmazdım.
5. Angelina Jolie'nin hastası olmazdım.

Şimdi açıklama yapma sırası, bakınız i am not your freud ve PİLLİ-CADI' da